Öne Çıkan

Transeksüel model Quinlivan, Chanel’in yeni yüzü oldu

Trans model  Teddy Quinlivan  Chanel’in yeni yüzü oldu. Daha önce de birçok markanın kampanya yüzü olan model, Chanel Beauty ile kariye...

Popüler

lgbti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lgbti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2019 Pazar

ABD, LGBT derneğine 22 milyon dolar yardım yapıyor


Independent Türkçe’de yer alan habere göre, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, ABD’nin Ankara’da bir LGBT derneğine 22 milyon dolar yardım ettiğini iddia etti.
İşte Independetn Türkçe’de yer alan o haber..
Hak-İş Konfederasyonu’na bağlı Özçelik-İş Sendikasının düzenlediği toplantıya katılan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, ABD’nin Ankara’da LGBT derneklerine 22 milyon dolar yardım ettiğini öne sürdü.
Soylu, konuşmasında özetle şunları söyledi:

“Dünya’nın en önemli devletlerinden bir tanesi yani Amerika, bir taraftan PYD’ye yardım ediyordu. Ama size yardım yaptığı bir yer daha söyleyeyim mi? LGBT’ye yardım yapıyor. Ankara’daki bir LGBT derneğine Amerika Birleşik Devletleri 22 milyon dolar yardım yapıyor. Benim burada konuşmama gerek var mı? Neyle karşı karşıya kaldığımızı ve hangi cereyanla karşı karşıya kaldığımızı. Aslında temel hedefin inancı, kimliği ve bu coğrafyadaki varlığı olduğunu ifade etmem için bundan sonra kelimelerle ifade etmeme gerek var mı acaba?”

Almanya’daki LGBTİ Mülteciler İçin Rehber


1. Almanya’daki LGBTİ mülteci koruması

1.1 LGBTİ bireyleri Almanya’da hangi durumda iltica hakkına sahip olur?

Bir birey, lezbiyen, gey, biseksüel, trans ya da interseks olmasından dolayı takip altındaysa bu durum, Almanya’dan iltica talep etmek için geçerli bir dayanaktır. Takip, burada kişinin cinsel yönelimi ya da cinsel kimliği nedeniyle kendi ülkesinde ağır şiddet, ölüm, hapis ya da diğer insanlık dışı muamele tehdidi altında olması anlamına gelmektedir. LGBTİ Almanya’da bir tabu değildir. Bu konu hakkında Almanya’da açık bir şekilde konuşabilmektedir.

1.2 Devlet takibi ne zaman bir iltica sebebidir?

Takip ya da ayrımcılık eylemleri, nitelik veya tekrarı nedeniyle, insan haklarının ağır bir şekilde ihlal edildiği anlamına gelmesinden dolayı ciddi bir durum teşkil etmektedir. Eşcinsel eylemlerinin cezalandırmaya tabi olduğu gerçeği tek başına bir takip eylemi olarak teşkil görülmemektedir. Yalnızca fiili bir cezanın uygulanması, bunu takip bir eylemi haline getirmektedir.

1.3 Aile takibi hangi durumda bir iltica sebebidir? (devlet dışı takip)



Takip devlet tarafından (polis, yargı vb.) değil, devlet dışı bir kurum ya da kişi tarafından (aile, milis vb.) yapılıyorsa yapılan zulüm, devletin koruma sağlamadığının ya da koruma sağlamaya isteksiz olduğu kanıtlandığı takdirde iltica nedenidir. Ülkenin başka bir bölgesine kaçmanın ya da polise sığınmanın koruma sağlamayacağı kesinleştiyse aile tarafından yapılan şiddet veya şiddet tehdidi iltica için temel teşkil etmektedir.

1.4 İltica sürecinde nerede konaklayabilirim?

İltica başvurusunu yaptıktan sonra federal bir eyalete atanırsınız. İltica prosedürü sırasında başlangıçta ortak konaklama olacaktır. Kural olarak mülteciler olumlu sığınma kararından sonra bir belediyeye tahsis edilirler, bir uyum kursuna katılır, kendi evlerine çıkmalarına ve çalışmalarına izin verilir. Bazı durumlarda LGBTİ bireylere özel konaklama imkânları sunulur.

2. İltica süreci

2.1 İltica süreci nasıl işler?

İltica yalnızca Almanya sınırları içinde uygulanabilir. İltica süreci genellikle Federal Göçmen ve Mülteci Dairesi (BAMF) tarafından yürütülen iki görüşme içermektedir. İlk görüşmenin amacı, hangi “Dublin Devleti”’nin duruma uygun olduğunu tespit etmektir. “Dublin Devletleri”, tüm AB ülkelerinin yanı sıra şu anda İzlanda, Norveç, Lihtenstayn ve İsviçre’dir. İkinci duruşmada ülkeden kaçma nedenleri görüşülür. Nadir olarak iki duruşma da aynı gün içinde gerçekleşebilir.

2.2 Görüşmeden önce ne yapmalıyım?

Hazırlık aşamasında iltica danışmanlığı ve LGBTİ mülteci derneklerinden yardım almaları mutlaka tavsiye edilir. Tüm takip eylemlerini kronolojik olarak kayıt altına almak, kanıt toplamak ve bireyin yaşadıkları hakkında konuşabilmesi için pratik yapması önemlidir. Ayrıca e-mail yoluyla erkenden, LGBTİ konusunda eğitimli bir dinleyici talep etmek ve sağlanacak olan refakatten
faydalanmak da tavsiye edilir.

2.3 İlk görüşmede neler olacak? (“Dublin Sistemi”)

Esas olarak ilk görüşme; şahsi sorular yanında ailenin ikametinden, bireyin kaçmak için kullandığı yollara kadar çeşitli sorular içerir. Temel olarak, giriş için gerekli olan vizeyi veren ilgili “Dublin Devleti”, iltica sürecinden sorumludur. Eğer bir kişi, vize olamadan ülkeye giriş yaparsa bu kişiden ilgili “Dublin devleti” sorumludur. Genel olarak bu kişi o ülkeye geri gönderilir.

2.4 İkinci görüşmede neler olacak? (kaçış sebepleri)



İkinci görüşmede kişinin ülkesinden kaçış nedenleri görüşülür. Bu nedenler, çelişki ve boşluklar olmaksızın, somut, kolay anlaşılır ve ayrıntılı bir şekilde anlatılmalıdır. Görüşme sırasında yalan söylenmesi halinde bu, BAMF tarafından tespit edilir ve bunun sonucunda iltica talebi reddedilir. Görüşme sonunda tutanak yeniden orijinal diline çevrilir ve bu belge, geçerli bir şekilde imzalanır. Bu nedenle sorun teşkil edebilecek tüm konuların görüşme sırasında tutanakta mutlaka belirtilmesi gerekmektedir.

3. Koruma türleri ve yasal olanaklar

3.1 Uluslararası koruma türleri nelerdir?

Geleneksel sığınma (ilk olarak 3 yıl), Almanya’ya direkt uçuşla gelen politik takip görmüş kişiler için uygulanır. Öte yandan, başka bir AB ülkesi üzerinden giriş yapan takip altında kalmış bireyler mülteci statüsüne sahip olurlarsa onlar için de bu süreç uygulanır (aynı şekilde 3 yıl). İç savaş mültecileri genellikle geçici koruma alırlar (ilk olarak 1 yıl). İltica etme nedenleri devam ederse statüleri uzatılır.

3.2 İç savaşın olduğu ülkelerden gelen LGBTİ mülteciler nelere dikkat etmelidir?



İç savaşın olduğu ülkelerden gelen, cinsel yönelimleri ya da cinsel kimlikleri nedeniyle ayrımcılığa ve takip eylemlerine maruz kalan LGBTİ mültecileri de iltica sürecinden mutlaka haberdar olmalıdırlar. Bu sayede bu bireyler de ülkelerindeki iç savaştan bağımsız, üç yıllık koruma statüsüne erişebilirler. Bu sebepleri daha sonra gündeme getirmek daha zor olacaktır.

3.3 Olumsuz bir karar çıkması durumunda ne yapmam gerekir?



Olumsuz bir kararın çıkması, kişinin mutlaka ülkeyi terk etmesi anlamına gelmemektedir. Her durumda, olumsuz bir karar çıkması halinde bir avukat aracılığıyla dava açmak mümkündür. Açılan davanın kaybedilmesi durumunda bile kişi birçok durumda, çeşitli nedenlerle sınır dışı edilmez. Bu nedenle başarısız olunan iltica başvurularına rağmen sınır dışı edilme engellerinin olup olmadığını kontrol etmek mantıklı olacaktır.

3.4 Hızlandırılmış prosedürler nelerdir?

Hızlandırılmış prosedürler, iltica nedeninin bulunmadığı ve ispat durumunun tersine işlediği durumlarda geçerli olur. Bunlar, güvenli olarak sınıflandırlan ülkelerden (Tüm AB ülkeleri ve şu anda tüm Balkan devletleri, Gana ve Senegal) gelen mülteciler için gerçekleştirilmektedir. Kanıtlanabilir şekilde yanlış kimlik bilgisi sunan veya belgelerini yok eden mülteciler için de hızlandırılmış prosedür uygulanır.

4. LGBTİ’ye özgü hususlar

4.1 Kimliğim ve cinselliğim ile ilgili hangi bilgileri vermeliyim?

LGBTİ mültecileri, iltica prosedüründe cinsel yönelimlerini ya da cinsel kimliklerini açıklamalıdırlar. Bunun için de özel yaşamları, kendilerini keşfetme süreçleri ve bugüne kadar olan ilişkileri hakkındaki sorulara cevap vermeleri gerekmektedir. Cinsel uygulamalar hakkındaki soruların sorulması yasaktır. Cinsel içerik barındıran fotoğraflar ve videolar kanıt olarak kabul edilmeyecektir.



4.2 İltica sürecinde cinsel kimliğimi ve yönelimimi açıklamadığım takdirde ne yapabilirim?

Genel olarak bir iltica süreci olumsuz olarak sonuçlandıysa, daha fazla gerekçe göstermek için kişiye ikinci bir görüşme hakkı verilmez. Bu nedenle cinsel yöneliminizi ya da cinsel kimliğinizi başlangıçtan itibaren ülkenizden kaçış sebebi olarak göstermeniz önemlidir. Korku ya da utanç duyduklarından dolayı kimliğini açıklamayan LGBTİ bireyleri, olumsuz sonuçlanan görüşmenin ardından takip başvurusunda bulunmak için bir avukata başvurabilirler.

4.3 Açık bir şekilde ülkemde yaşamıyorsam sığınma hakkı elde edebilir miyim?

Kendi ülkelerinde açık bir şekilde yaşamamış ve takip altında kalmadan ülkelerini terk etmiş olan LGBTİ mültecileri, yalnızca ülkelerini takip altında kalmak korkusuyla terk etmiş olmaları durumunda sığınma hakkı elde ederler. Kendi itibarlarını korumak ya da ailelerini korumak için kendi ülkelerinde gizli bir şekilde yaşamış olan bireyler için bu geçerli bir iltica sebebi değildir. Bu durumda bu kişilerin ülkelerinde yaşamaya devam edebilecekleri ve takip altında olmalarının muhtemel olmadığı varsayılır. Öte yandan başarılı bir evlilik, homoseksüel ya da biseksüel olunmadığının kanıtı değildir.

4.4 LGBTİ’ye karşı ayrımcılık iltica nedeni midir?

Çoğunluk topluluğun hakaretleri, soyut tehditleri ve homofobik ya da trans düşmanı tutumları iltica için bir dayanak değildir. Ancak kişinin ülkesindeki ayrımcılığın insan haklarını ihlal edecek seviyelere varması durumunda bu, iltica için yeterli bir dayanaktır. Bu ayrımcılıklar bireyin eğitim ya da sağlık sisteminde ya da iş piyasasında maruz kaldığı dışlanmalar da olabilir.

Queer Refugees Deutschland

LSVD (Almanya Lezbiyen ve Gey Birliği) “Queer Refugees Almanya” Projesi, LGBTİ mültecilerine ve LGBTİ mültecileriyle çalışan kuruluşlara danışmanlık yapar, onları bilgilendirir, destekler ve birleştirir.

Sundukları arasında:

• LGBTİ‘li mülteciler için danışmanlık ve yerel derneklere yönlendirme
• Mülteci kampları, danışma merkezleri, çeviri kurumları ve resmi kurumlara, LGBTİ mülteciler bağlamında eğitim hizmeti
• LGBTİ‘li aktivistlerin arasında iletişim oluşturma
• Bilgilendirme (web sitesi ya da broşür ve posterler aracılığı ile)

Daha fazla bilgi edinmek ve yerel dernekler ile irtibata geçmek için: www.queer-refugees.de
İrtibat: queer-refugees@lsvd.de
Tel: 0049 / 163 / 26 63 711
İrtibat görevlileri: Lilith Raza (Almanca, Pencapça, İngilizce, Urduca, Hintçe) 0221 / 92 59 61-17 Patrick Dörr (Almanca, İngilizce, Fransızca, Arapça, İspanyolca) 0221 / 92 59 61-20

8 Temmuz 2019 Pazartesi

Çocuk İstismarı ve İhmali ile Mücadele Derneği





Çocuk İstismarı ve İhmali ile Mücadele Derneği'nin gözünden LGBTİ+ bireyler..

Bizi tüm birimlerimizin katkılarıyla bu çalışmaya iten en önemli sebep, üyelerimizle yaptığımız sohbetler sırasında Psikolojik Destek Koordinasyon Merkezi'mizde görevli bir Psikolog arkadaşımızın paylaştığı bir anısı olmuştur. Çocuk ve Ergen Psikolojisi ile Aile Terapisi Uzmanı olan arkadaşımıza bir aile danışmaya gelir. Anne baba 15 yaşındaki oğullarının eşcinsel davranışlara yönelmeye başladığını ve tedavi edilmesi gerektiğini beyan ederler. Ekonomik ve kültürel seviyeleri orta ve üst sınıf görünen aileye arkadaşımız, bu durumun bir hastalık olmadığını, bu sebeple de tedavisinin mümkün olmadığını belirtmesi üzerine, anne "Oğlunuz kanser deseydiniz, bunu kabullenebilirdim. Fakat bu söylediğinizi kabul etmem mümkün değil. Daha uzman birine gidelim." diyerek ayrılırlar.

Konuyla ilgili bir çok bilimsel makale, uluslararası bir çok araştırma ve pek çok uzman görüşü alınarak toplanan bilgilerin sizlerle paylaşılması sonrasında sizlerden bir kaç ricamız olacak.

1-) Önce dış ülkelere bakmak istedik. Amerika'nın Kaliforniya Eyalet Valiliği tarafından alınan kararda "Herhangi bir bilimsel ve tıbbi dayanağı olmadığı için eşcinsel kişilerin tedavi edilmelerine yönelik çalışmalar yasak."

2-) Dünyada #OnurYürüyüşü adlı eyleme en büyük katılımın olduğu Brezilya'da her 24 saatte bir eşcinsel öldürülüyor.

3-) İngiltere'de bir polis merkezinin önündeki bayrak direğine dayanışmayı temsil etmek için gökkuşağı renklerinde bayrak asılırken; Irak'ta, Suriye'de, Libya'da dinci terör örgütleri tarafından eşcinsel avları düzenleniyor, öldürülenler şehir meydanlarına asılıyor.

4-) Hollanda tarafından yapılan uluslararası bir araştırmada, eşcinsellikle ilgili toleransı ölçmek adına katılımcılara yöneltilen sorulardan biri, "Eşcinsel bir komşumuz olsun ister misiniz?" Ülkemizde verilen cevapların %85'i "HAYIR". Yani 7 kişiden 6'sı.

5-) HAYIR diyenlerin farklı gerekçeleri olsa da "EVET" diyenlerin en önemli ortak özelliği; bir lgbti birey tanımış, konuşmuş ya da birlikte çalışmış.

6-) Ülkemizle aynı kategoride olan ülkelerden bazıları; Zimbabve, Gana, Fas, Ruanda, Irak, Güney Kore...Bu ülkelerin neredeyse tamamında eşcinsellik cezalandırılan bir suç. Oysa ki ülkemizde son dört padişahın babası Abdulmecid döneminde, günümüzden 150 yılı aşkın süre önce,

7-) eşcinselliği suç olmaktan çıkartmıştı. Uluslararası Lezbiyen ve Gay Birliği'nin ( @ILGAWORLD ) verilerine göre dünya genelinde LGBTI bireylerin sayısı 3 milyara yaklaşmakta.

8-) Cumhurbaşkanı, "Eşcinseller, domuzdan da, köpekten de daha aşağılıktır." diyen, Zimbabve ile "Yaratılanı severiz, Yaradandan ötürü." diyen Yunus Emre'nin yetiştiği coğrafya aynı kategoride mi olmalı?

9-) Homoseksüellerin düzelmesi için zorla evlendirildiği, lezbiyenlere tecavüz edildiği, polis ve durumdan vazife çıkaran milislerin yasalarda suç sayılmadığı halde LGBTI avı yaptıkları orta doğu ülkeleriyle hoşgörü abidesi Mevlana Celalettin Rumi'nin yetiştiği coğrafya aynı...

10-) ... kategoride mi olmalı? Oysa ki; Anayasa Mahkemesi'nce "SAPKIN" söyleminin Anayasa'ya aykırı olduğunun ve nefret söylemi sebebiyle suç sayıldığı kararı alınmıştır. Eşcinsel öğretmenin işten atılmasını Danıştay hukuka aykırı bularak öğretmen lehine karar vermiştir...

11-) Bir Ağır Ceza Mahkeme heyeti 17 yaşındaki eşcinsel oğlunun kafasına ateş ederek öldüren babaya ve azmettiren amcalara ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermiştir. Zabıtlara; "Cinsel Tercih" yerine, "Cinsel Yönelim" ibaresini yazdırabilen savcılarımız olmuştur.

12-) Örnekleri çoğaltabilecekken, ülkemizin; Ruanda, Gana gibi ülkelerle aynı kategoride olması ne derece doğru? Tabi ki ülkemiz ve dünya LGBTI hakları konusunda bugünlere kolay gelmedi. Özellikle eğlence sektöründe çalışanlar çok ağır şiddet gördüler, işyerleri yağmalandı.

13-) Kadına benzeyebilmek için "DUVAR" ameliyatları oldular. Tabi ki genel beklenti, bir valimizin #OnurYürüyüşü 'ne en ön safta katılıp, elinde gökkuşağı bayrak saklaması değil. Ancak 10 yıl önce yalnızca 30 kişinin katıldığı bu yürüyüşe bugün 10.000ler katılıyor.

14-) Yine de bu insanlar, günlük hayatlarının her alanında sürekli olarak ayrımcılığa uğruyor ve homofobik söylemlerle karşı karşıya kalıyor. Bu insanlar büyük bir depresyon ve anksiyete sıkıntısı yaşıyor. Alkol ve madde bağımlılığına yöneliyor.

15-) İş bulamamak, eğitim alamamak onları zamanla yoksulluğa itebiliyor. Yoksulluk, beraberinde suç işlemeye ya da seks işçiliğine yönelmeyi arttırabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü ( @WHO ) 17 Mayıs 1990'da açıkladığı çalışmanın sonucunda "Eşcinsellik Hastalık Değildir!" demiştir.

16-) Dünyada LGBTI bireylerle ilgili her türlü yasal düzenlemeyi yapan, hatta resmi ve dinî evliliklerine dahi onay veren ülkelerde bile LGBTI bireyler ciddi bir nefret söylemi ve nefret suçu ile karşı karşıyayken, Türkiye 2008-2015 yılları arasında trans cinayetlerinde...

17-) ...35 cinayetle Avrupa birincisi. Avrupanın tamamında aynı dönemde öldürülen LGBTI bireylerle sayısı 57! Avrupa ülkeleri,bu konuda çok gelişmiş yasalara sahip. Ancak bilindiği üzere yasalar tek başına yeterli olamıyor. Dünyanın her yerinde geniş kesimleri tepki gösteriyor.

18-) Çünkü LGBTI bireyler hakkında çok az şey biliyoruz. Bu bilinmezlik bizi korkutuyor. Korku zamanla öfkeye, öfke nefrete, nefret de şiddete dönüşüyor. Bu yüzyıllardır süre gelen bir korku aslında. Yüzyıllardır eşcinselliğin, veba gibi toplumdan arındırılması gereken bir ...

19-)... hastalık olduğunun düşünülmesi korkusu! Yüzyıllardır inançlara aykırı olduğu, günah olduğunun düşünülmesi korkusu! Yüzyıllardır üremeye yaramadığı için, doğaya aykırı olduğu korkusu! Elbette herkesin kültürüne, inancına, dünya görüşüne saygımız sonsuz.

20-) Ancak bugün doğada 500'den fazla türün; kuştan, balığa; ördekten, solucana kadar eşcinsel davranışlarda bulunduğu bilimsel bir gerçektir. Tamamı olmasa dahi büyük bir kısmı bilimsel yöntemlerle izah da edilebiliyor. Bu bilimsel çalışmalar konunun doğaya aykırı olmadığını...

21-) ...doğa eşcinsel davranışı defalarca tekrarlayan bir sistem. 10 Aralık 1948’de BM Genel Kurulu’nun Paris’te yapılan 183. Oturumunda kabul edilen 30 maddelik “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”ne Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak imza atmamızla birlikte,

22-) bütün insanların onur ve haklar açısından özgür ve eşit olduğunu kabul etmişiz. Tüm insanların güven içerisinde, özgürce yaşam hakları olduğuna imza atmışız.
Bildirgede “TÜM İNSANLAR” yazıyor. Bir bölümü değil. Devletimiz temel haklar açısından her bireye eşit muamele...

23-)...etmek zorundadır. Kimse temel hak ve özgürlüklerden mahrum edilemez. Devletin her yurttaşına eşit haklar vermesi ve koruması Anayasal yükümlülüğüdür.
Eksik yasalar tamamlanabilir, yanlış yasalar düzeltilebilir. Önemli olan zihniyetleri değiştirmektir.

24-) Zihniyet de yalnızca bilimle değiştirilebilir. Bilim bize bugün DNA üzerindeki 3 bölgede, öncelikli olarak erkek eşcinselliği il ilgili etkileyen bölgeler olduğunu göstermekte. DNA üzerindeki 3 bölgenin başında X, Q, 12 kromozomu geliyor. Bu bölgede çok sayıda gen var.

25-) Henüz hangi genlerin eşcinselliğe yol açtığı bilinmiyor. Ancak eşcinselliğin genlerle ilgili bir boyutu olduğu da gerçektir.
DNA üzerinde metil grupların eklenmesiyle ortaya çıkan bazı değişiklikler de cinsel yönelimi etkiliyor. Bilim insanları buna “EPİGENETİK” diyor.

26-) “Dış etkenlerin meydana getirdiği epigenetik değişiklikler.” Fakat bu dış etkenler asla, “ Dominant bir anne, evde olmayan baba, ya da cinsel istismara uğrama” değildir. Epigenetik değişiklikler moleküler düzeyde ve anne karnında başlayan değişikliklerdir.

27-) Annenin hamileliğinde aşırı strese maruz kalması gibi. Moleküler olarak eşcinsellik henüz tam olarak tanımlanamamış olsa da, şu muhakkak ki, davranışı ağır cezalarla etkileyebilirsiniz belki ama yönelimi değiştirmeniz mümkün değildir.

28-) Cinsel yönelim ne tercih edilebilir, de özendirilebilir, ne öğretilebilir, ne de seçilebilir bir olgudur.
Çocuk istismarı ve ihmali alanında çalışma yapan bir dernek olarak, “Bu konu sizin ne üstünüze vazife ki?” diyebilirsiniz. Aslında tam da bizim üstümüze vazife.

29-) Çünkü cinsel yönelimler ergenlik çağı ile başlayan bir durumdur ve yasalarımıza göre 18 yaş altı herkes çocuktur. Cinsel yönelimi farklı olduğu için çok ağır şiddete, dışlanmaya ötekileştirilmeye maruz kalan 14-15 yaşındaki çocuklar da bizim çocuğumuz.

30-) Bu çalışmayı bu noktaya kadar okuma duyarlılığını gösterdiyseniz eğer, sizlerden birkaç ricamız olacak. Aşağılanan, ayrımcılığa uğrayan, oturacak ev, okuyacak okul, çalışacak iş bulamayan; depresyona, hatta intihara sürüklenecek kadar ağır psikolojik travmalar yaşayan...

31-) ... insanların; bir an için, anneniz, babanız, kardeşiniz, çocuğunuz, öğretmeniniz, öğrenciniz, doktorunuz, hastanız; aslında hepsinden önemlisi kendiniz olduğunu düşünün!

32-) Nasıl ki ÇOCUK İSTİSMARI İLE MÜCADELE çocukların vermesi gereken bir mücadele değilse, Nasıl ki KADIN CİNAYETLERİ kadınların kendi başlarına vermesi gereken bir mücadele değilse, Nasıl ki toplumun her kesiminin bu iki konuda ortak bir çaba içerisinde olması gerekliyse;

33-) LGBTI bireylerin hakları ile ilgili olarak da; hepimizin, hep birlikte çaba sarf etmesi gerekir.

34-) Şimdi sizlerden ricamız, bu çalışmayı okuduktan sonra cinsel yönelimin tabiatın içinde bir çeşitlilik olduğunu çevrenizde en az bir kişiye anlatın. Sizden ricamız, çevrenizden en az bir kişiye, her şeyden önce İNSAN olduğumuzu anlatın!

35-) Sizden ricamız, her insanın hayatını istediği gibi yaşamaya hakkı olduğunu, her insanın istediğini sevme hakkı olduğunu çevrenizde en az bir kişiye anlatın. Huzur, güven ve mutluluk içinde yaşayacağımız bir dünya umuduyla…

29 Haziran 2016 Çarşamba

Amerika’da eşcinsel gece kulübüne silahlı saldırı!

ABD’nin Florida eyaletinin Orlando kentinde Pulse Club adlı eşcinsel gece kulübüne düzenlenen saldırıda 50 kişi öldü, 53 kişi yaralandı. Olay üzerine Orlando’da olağanüstü hal ilan edildi. Güvenlik güçleri, 3 saat sonra gece klübüne girerek saldırganı öldürdü. Saldırganın kimliği Afgan asıllı Amerikan vatandaşı Omar Mateen olarak açıklandı. 29 yaşındaki saldırganın ABD’de silah eğitimi aldığı belirtiliyor. IŞİD ÜSTLENDİ ABD’nin terör listesinde ismi bulunmadığı kaydedilen Mateen’in saldırı sırasında acil servisi arayarak IŞİD’e bağlılık yemini ettiği ortaya çıktı. Çok geçmeden saldırının arkasındaki örgüt de belli oldu. Saldırıyı terör örgütü IŞİD üstlendi. YARALILARDAN BAZILARININ DURUMU AĞIR Saldırıda yaralanarak hastaneye kaldırılan 53 yaralıdan bazılarının durumunun ağır olduğu bildirildi. Saldırı sırasında gece kulübünde 300’den fazla kişinin bulunduğu bildiriliyor. OBAMA’DAN AÇIKLAMA ABD Başkanı Barack Obama da saldırıya ilişkin açıklama yapmak üzere kameralar karşısına geçti. “FBI, saldırıyı bir terör saldırısı olarak soruşturmaktadır” diyen Obama, şunları kaydetti: “Her türlü çabanın gösterilmesi için terör bağlantısı varsa ortaya çıkarılması emrini verdim. Bu Amerika’nın herhangi bir yerinde gerçekleşebilirdi. Orlando’nun yanında olacağız. Güvenlik güçlerimiz her gün hayatlarını tehlikeye atarak bu fedekarlıkları yapıyor. Bu tüm Amerika ve eşcinsel toplum için üzücü bir gün. Burada saldırgan insanların dostlarıyla bir araya gelmeyi seçtiği bir gece kulübüne saldırdı. Burası sadce bir gece kulübü değil bir dayanışma merkeziydi. Bu saldırı kim olursa olsun, etnik kimliği, cinsel tercihi, dini ne olursa olsun terörün tüm halkı hedef aldığını bize göstermiştir.” “HİÇBİR ŞEY YAPMAMAKLA AYNI” Bireysel silah satışına yönelik kontrollerin artırılması gerektiğini işaret eden Obama, “Bu olay bir saldırganın, okulda olsun ya da bir tapınak olsun ya da gece kulübünde olsun buradaki insanları katledebilmek için silah almasının ne kadar kolay olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bu konuda engelleyici bir karar almamak hiçbir şey yapmamakla eş değerdir” ifadesini kullandı. Dışişleri Bakanlığı ve Birleşmiş Milletler ABD’nin Orlando kentinde Pulse Club adlı eşcinsel gece kulübüne yönelik düzenlenen terör saldırısını kınadı Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, “Bugün ABD’nin Orlando şehrinde meydana gelen ve çok sayıda can kaybına sebep olduğu bildirilen terör saldırısını kınıyor, Amerikan halkına başsağlığı diliyoruz.” ifadesine yer verildi. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-mun da Orlando’da düzenlenen saldırıyı kınadığını belirtti. BM Genel Sekreteri, olayda hayatını kaybedenlerin yakınları ve ABD halkıyla birlikte durduğunu kaydetti. Amerikan İslam İlişkileri Konseyi de saldırıyı kınadı Amerikan İslam İlişkileri Konseyi (CAIR), 50 kişinin öldüğü ve 53 kişinin de yaralandığı Pulse Club adlı gece kulübünde meydana gelen saldırıya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Bu korkunç saldırıyı kınıyoruz. Ölenlerin ailelerine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz ve yaralananlara da geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz” ifadesine yer verildi. Bu tür saldırıların hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğinin belirtildiği açıklamada, “Amerikalı Müslüman topluluğu, diğer Amerikan vatandaşları gibi bu tür saldırıları meşru gören kişi veya grubların karşısındadır” değerlendirmesinde bulunuldu. Kurultay.net haber sitesinde Orlando katliamında Trump şüphesine dikkat çekildi! Kurultay.net’te yer alan haberde ABD’nin seçim dönemine girdiği bir zamanda böyle bir olayın gerçekleşmesi akıllarda soru işaretleri oluşturdu. İlk tepkiyi Muhamed Ali’nin ölümünden sonra popülerliği azalan İslam karşıtı söylemleriyle bilinen ABD Başkan adayı Donald Trump’dan geldi. Trump açıklamasında, “islamla ilgili ben size gerekenleri söylemiştim ve gereken önlemler alınmalı” şeklinde oldu. Muhammed Ali’den Donald Trump açıklaması Donald Trump’ın İslam’ı propaganda malzemesi olarak kullandığına işaret eden ve kısa süre önce 73 yaşın hayata veda efsane boksör Muhammed Ali, “Müslümanlar, İslam’ı çıkarları için kullanmaya çalışanlara karşı koymalı. Onun gibiler, insanları İslam dinini öğrenmekten soğutuyor” ifadelerini kullandı. Muhammed Ali’nin ölümü rüzgarı Hillary Clinton’a çevirmişti Efsane boksörün vefatıyla ABD başkanlık yarışında işler Trump aleyhine dönmeye başlamıştı. Müslümanların mesajları ön plana çıkarken, Trump’ın nefret söylemlerine de tepkiler artmaya başlamıştı. İşte tam da böyle bir ortamda Trump’ın ABD’nin Florida eyaletine bağlı Orlando şehrinde gerçekleşen saldırı başkan adayının söylemlerinde koz olarak kullanacağı söyleniyor. Başkanlık seçimlerine az bir zamanın kalması ve ardından böyle bir saldırının gerçekleşmesi Trump’ın “İslamafobik” politikasına hizmet ediyor ifadeleri kullanıldı.

19 Eylül 2015 Cumartesi

Sosyal medyada “homofobik” olduğu yönünde söylentiler çıkan Savoy Bistro‘nun işletmecisiyle sizler için görüştüm.
Savoy Bistro, Ankara-Kızılay’da, Meşrutiyet Mahallesi, Konur 1 sokak numara 8/8’de şirin mi şirin bir LGBTİ “Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks”  kafedir.
Sokaktan yukarı doğru baktığımda beni selamlayan Savoy Bistro tabelasının üzerindeki pencerelerde, gökkuşağı renklerinin kullanılması ve arkadaki led tabeladan caddeye göz kırpan “LGBTİ” sembolleri, göze hoş görünüyordu.
Mekana girer girmez dikkatimi çeken ilk şey “leopar desenli” duvar kağıtları oldu.. Bir an yanlışlıkla Nur Yerlitaş’ın atölyesine geldiğimi düşündüm fakat işletme sahibi Ali Bey’i görünce, doğru yerde olduğumu anladım..
Mekanda dikkatimi çeken diğer bir şey; rengârenk kağıt parçalarına yazılmış kısa notların iliştirildiği yapay ağaç..
İşte Ali Şahin Aras’la yaptığım samimi sohbetten sizin için derlediğim o özel anlar:
ANIL: Merhabalar; diğer sorularımıza geçmeden önce şahsi olarak bu “Gökkuşağı Ağacı” fikrinin nasıl doğup-geliştiğini öğrenebilir miyim?
ALİ BEY: Öncelikle “dilek ağacı” diye başladık.. İlk burayı açtığımızda; LGBTİ bireylerinden oluşan bir müşteri portföyümüzün olacağını hiç düşünmemiştik.. Fakat zamanla mekanımıza gelip kendilerini rahat ve güvende hisseden LGBTİ’lerin katkılarıyla; dilek ağacımız, gök kuşağı renkleriyle bezendi..
ANIL: Kaç yıldır Savoy Bistro’yu işletiyorsunuz? Ortağınız/ortaklarınız var mı?
ALİ BEY: Yaklaşık iki yıldır bu müesseseyi eşimle beraber çalıştırıyorum.
ANIL: Aile olarak böyle bir mekan işletmek nasıl bir duygu?
ALİ BEY: Ailece işlettiğimiz bu mekanda, tek amacımız, gelen müşterilerimize lezzetli yiyecekler ve içecekler sunarak, kaliteli vakit geçirmelerini sağlamak..
Ben evli ve iki çocuk babasıyım.. Oğullarımdan biri kamu çalışanı, diğeriyse Hacettepe Üniversitesi’nde eğitim görüyor.. Her ikisi de işletmemizin LGBTİ dostu olduğunun bilincinde ve kendileri de zaman buldukça burada bize yardımcı oluyorlar.
Ailemin LGBTİ dostu olması ve LGBTİ’lere saygı duyması gurur verici..
ANIL: İki yıldır bu işi yaptığınızı söylediniz; peki LGBTİ temalı bir mekan işletmek Ankara gibi bir yerde zor olmadı mı?
ALİBEY: Başlangıçta çok zor oldu.. Öncelikle akraba çevresi, eş-dost çevresi, yıllarca bu bölgede bulunan konur esnafı vb. olmak üzere epey bir tepki aldım.. Aldığım tepkilerden bazıları; “Sen de mi geysin? Eşcinsel misin? İbne misin!” vs… Fakat bunlar beni yıldırmadı; LGBTİ’lerin de birer insan olduğunu biliyorum.. Kızılay gibi merkezi bir yerde (konur 1 sokak 8/8), böyle bir işletmenin açılması gerekliydi. Yıllardır Ankara’da bu eksikliğin olması beni üzdü. Her medeni ülkede olduğu gibi; “Neden Türkiye’de de böyle bir yer olmasın?” diye düşünerek, tüm zorluklara karşı bu işletmeyi açtık..
ANIL: Görünüşe bakılırsa biz LGBTİ’lerin aldığı tepkilerden pek farkı yok sanırım.. (Burada beraber gülüyoruz..)
ANIL: Peki genelde ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Hiç esnaftan tehdit aldınız mı?
ALİ BEY: Evet, aldım tabii.. Burası eşcinsellerin geldiği bir mekan olduğu için; “fuhuş yapılıyor, insan pazarlanıyor…! diye düşündüler.. Bu işi yaptığım için kapıma gelip bir kaç kere haraç dahi isteyen oldu; fakat gerekli cevabı alıp geri döndüler..
Daha sonraları gelip; “İyi ki burayı açtın da bizim başımızdan aralandılar!” diye teşekkür eden insanlıktan bihaber esnaflar da olmadı değil..
Herkese tek tek yılmadan cevabını verdim ve öyle gönderdim. Bu benim öncelikli olarak insani görevim.. Mekanıma gelen herkes huzur ve güven içinde oturabilmeli. Bunu sağlayabiliyor olmak ayrı bir mutluluk.
Fakat baskılar devam ediyor.. Bulunduğumuz bina içerisinde, başta yönetim olmak üzere, diğer esnaflar tarafından ilginç bir şekilde tepki alıyoruz.. Hala burada olmamı istediklerini düşünmüyorum.. Kaldı ki sokağın ve civarın da tek LGBTİ bistrosuyuz. Örneğin asansörümüz bozuldu; bu durumu diğer esnaflarla görüşüp “Ne yapabiliriz?” diye danıştım.. Kimse yardıma yanaşmadı.. Sanıyorlar ki; mekanımıza gelen insanlar, asansör bozuk diye gelmekten vazgeçecekler… Tüm bu olumsuzluklara rağmen; mekanımız giderek artan bir müşteri potansiyeliyle, gök kuşağının tüm renklerini ağırlamaya devam ediyor.
ANIL: Gerçekten de çok ilginç durumlar.. Aslında ilginç de değil.. Yine de insan “Artık kabul etseler ya bizleri!” diye iç geçirmeden edemiyor..
Bu arada mekanınıza gelen eşcinsel bireylerin birbiriyle ilişkileri nasıl? Herhangi bir sorun yaşanıyor mu?
ALİ BEY: LGBTİ’nin düşmanı LGBTİ! Bu sözümü sakın ola yanlış anlamayın; fakat geliyorlar buraya, herkesin kendi masası var.. ve Yine de bir şekilde münakaşaya giriyorlar..
ANIL- Peki böyle durumlarda ne tür uyarılarda bulunuyorsunuz?
ALİ BEY: Onlara, birbirleriyle iyi geçinmelerini, birlik olmalarını söylüyorum.. Dışarıdan aldığımız tepkilere karşı daha güçlü bir duruş sergilemek adına, LGBTİ’nin kendi içinde birlik olması hakikatten de önemli bir mevzu.. Huzur istiyorsak, huzur vermeliyiz.
ANIL: Heteroseksüel bir birey olarak; LGBTİ mekan işletme fikri nasıl doğdu?
ALİ BEY: Burayı biz devraldığımızda; bizden önceki müessesenin kendi müdavimlerine uyguladıkları programı, aynı şekilde devam ettirmeye başladık.. Bizden önceki müesseseden devraldığımız bu müdavimler arasında yazarlar, şairler, sanatçılar gibi “insani değerlere fazlasıyla sahip” bireylerle beraber, mekanımıza, LGBTİ’ler de gelmeye başladı.. Zamanla mekanımız başlardakiheteroseksüel ağırlıklıyapısından, “LGBTİ dostu” bir mekana dönüştü.. Şimdilerde “% 90 LGBTİ ağırlıklı” müşteri potansiyelimiz var..
ANIL: Peki mekanınıza gelen heteroseksüel müşterilerinizin, eşcinsel bireylere karşı, tavrı ne şekilde oluyor?
ALİ BEY: Gayet olumlu oluyor. Çünkü biliniyor ki burası LGBTİ dostu bir mekan. Gelenler de bunu bilerek geldiklerinden ötürü çoğunlukla LGBTİ’yi anlayıp destekleyen bireyler oluyor.
Bunun dışında seks işçiliği yapmak isteyen eşcinseller ya da bu kişilerden faydalanmak isteyen diğerlerine müsamaha göstermiyoruz. Sonuçta mekanımız; arkadaşlarıyla/ailesiyle güzel vakit geçirmek isteyenler için veya arkadaş edinmek, olmadı yalnız vakit geçirmek vs. isteyenler için var. Her şeye müsaade etmek; herkesin huzuruna kastetmektir. Kimse kimsenin huzuruna kastetmemeli; aksi takdirde gereken uyarıyı yapmak, bizim, müşterilerimize karşı sorumluluğumuzdur.
Mekanımızda öpüşen-sarılan çiftlere kesinlikle saygılıyız. Fakat kimi zaman bu saygı suistimal ediliyor ve bazı müşterilerimizbir mekandaolduklarını unutabiliyor.. Böyle durumlarda onları ikaz etmek durumunda kalabiliyoruz.
Ayrıca gördüğün gibi mekanımızın pencereleri doğrudan karşıdaki bina ve mekanlara bakıyor.. Bu yüzden müşterilerimizin, özellikle cam kenarında otururlarken, biraz daha dikkatli olmalarını rica ediyoruz.. Bu tür olaylar, mekanımızı ve de müşterilerimizi hedef haline getirebilir diye endişeliyiz; yoksa insanların birbirini sevmesine kesinlikle karşı değiliz.
ANIL: Bu arada menünüze bakıyordum da, diğer LGBTİ mekanlarında gördüğüm fahiş fiyatlar sizin mekanınızda yok.. ve Ayrıca şu anda gördüğüm kadarıyla LGBTİ’nin tüm harflerine eşit davranılan bir mekan burası.. Bunun için ayrıca teşekkür etmek istiyorum..
Hafta içi ve hafta sonu hangi gün ve saatlerde açıksınız?
ALİ BEY: Değerli Savoy dostlarına daha iyi hizmet verebilmek için haftada bir gün izin yapıyoruz. Bu yüzden PAZARTESİ GÜNLERİ KAPALIYIZ.
Haftanın 6 günü 14:00-24:00 arası açığız..
Savoy Bistro’da;
Kareoke, canlı müzik, maskeli partiler, pijama partileri, sıra geceleri vb. etkinlikler düzenliyoruz.
Ayrıca; dileyen LGBTİ’ler kendi aralarında söz-nişan, yaş günleri ve yıldönümleri gibi özel günlere dair etkinliklerini; 30 kişilik özel odamızda (ön rezervasyonlu olarak), kutlayabiliyorlar..
ANIL: Mekanınızın herhangi bir yaş sınırı uygulaması var mı?
ALİ BEY: Mekanımızda alkol satışı yapıldığı için; 18 yaş altı bireyler, lokalimizde, saat 18:00’a kadar bulunabilirler.
Bunun harici herhangi bir yaptırımımız yoktur. Kendini bilen herkese kapımız açık.
ANIL: Ankara’da sizin gibi başka mekanlar açılması durumunda; ne düşünürdünüz?
ALİ BEY: Biz ailece LGBTİ dostuyuz, ve LGBTİ’ye saygı duyuyoruz.. Keşke SAVOY BİSTRO gibi bir çok mekan açılsa da; eşcinsel bireyler için seçenekler artsa.. Bizim gibi mekanların artması; LGBTİ görünürlüğüne katkı sağlayacağından ötürü, sonuna kadar destekleriz.
Hem ne diyorduk “LGBTİ” tüm harfleriyle bizimdir, bizdendir.
ANIL: Değil mi ama? “Turuncu”suz bir gökkuşağı, gökkuşağı değildir :)
LGBTİ bir mekan işletmek denildiğinde aklınıza gelen ilk üç kelime nedir?
ALİ BEY: Saygı, Sevgi, Eşitlik.
ANIL:Size göre LGBTİ mekan işletmenin en güzel yanı nedir?
ALİ BEY: Ben de bir baba olarak, çocuklarımdan birinin veya ikisinin de eşcinsel olabileceğini düşündüm ve “Olduğu zaman benim yapmam gereken nedir?” diye sordum kendime. Yapım gereği ben devrimciyim. Ayrımcılığa, cinsiyetçiliğe karşıyım.. Dolayısıyla bütün insanların eşit haklara sahip olduğu bir ortam yaratmak istiyorum. Bunun için çabalıyor olmak, bu işin en güzel yanı.
ANIL: Ne güzel söylediniz.Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkürler..
Yaklaşık üç saat süren tatlı bir sohbetin ardından; içtiğim kolanın parasını ödeyerek Ali Bey’e veda ettim..
Bu güzel görüşme için kendisine çok teşekkür ederiz.

10 Eylül 2015 Perşembe

Homojen E-LGBTİ Dergi Yayın Hayatına Başladı

Dört yılı aşkın süredir yayınına devam eden Ayı Sözlük, yazarları arasında gönüllü bir ekip kurarak bir e-dergi yazmaya karar vermiş. Adının Homojen olmasını kararlaştıran ekip LGBTİ kültür dergisi olarak içerik hazırlıyor. Homojen Dergi ilk sayısını 5 Eylül'de yayınladı. İlk sayıda Demet Sağıroğlu ve Selma Sonat ile yaptıkları röportajlara yer verilmiş. Dergi http://homojen.ayisozluk.com adresinden okunabiliyor ve indirilebiliyor. Homojen Dergisi'ne hoş geldin diyor yayın hayatında başarılar diliyoruz.

8 Eylül 2015 Salı

Poedat Kolektifi'nin kurucusu Fırat Akova'yla Poedat Konferansı 2015 ve LGBTİ

Poedat Kolektifi'nin kurucusu Fırat Akova'yla disiplinlerarası bir gençlik buluşması olan Poedat Konferansı 2015 hakkında söyleştik. Akova, 2012'den ​beri ​15 etkinlik düzenleyen ve​ ​450 kişilik ​büyüyen ​bir​ ​toplulu​k oluşturan​ kolektifin 4-6 Aralık'ta Studio-X Istanbul'da düzenleyeceği konferansı ve konferansın​ ​LGBTİ konusuna ​olan ​yaklaşımını anlattı. Türkiye'​deki​ akademik ​çevrede​ ​henüz pek dillendirilmeyen LGBTİ kimliği ve​ hareketi, ​k​onferansın​ başvuru bekleyen​ on ​bildiri alan​ından​ bir tanesi​.
Bize kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz?
Ben Fırat Akova. Poedat Kolektifi’nin kurucusu ve Poedat Dergisi’nin genel yayın yönetmeniyim. McGill Üniversitesi’nde felsefe ve sosyoloji okudum. İstanbul Bilgi Üniversitesi Felsefe ve Toplumsal Düşünce Bölümü’nde yüksek lisans yapıyorum. Kanada’daki bir felsefe kuruluşu olan Philopolis Montréal’de yönetim kurulu üyesi ve üniversite temsilcisi olarak çalıştım. 14. Türkiye Felsefe Olimpiyatı’nda altın madalya kazandım ve Türkiye’yi temsilen katıldığım 18. Uluslararası Felsefe Olimpiyatı’nda Harvard Üniversitesi’nin başkanlığını yaptığı uluslararası bir kurul tarafından onur ödülüne layık görüldüm. Çeşitli edebiyat yayınlarında çalışmalarım basıldı. Politik topluluklarda ve sivil toplum örgütlerinde gerçekleşmesine yardım ettiğim projeler oldu.
Poedat Kolektifi nedir, neler yapıyor, neleri amaçlıyor?
Poedat Kolektifi, eski adıyla Yalın Ayaklar Kulübü, 2012’nin bir kış günü kuruldu. Kuruluşundan beri başta felsefe olmak üzere edebiyat, sosyoloji, psikoloji gibi alanlara değen etkinlikler düzenledik. Bilginin olanaklılığından Charles Baudelaire’e, tanrıdan anarşizme, Sait Faik Abasıyanık öykülerinden Stephen Hawking’in röportajlarına, sapkınlık araştırmalarından Kim Ki-duk filmlerine, Alberto Giacometti’nin varoluşçu estetiğinden küresel yoksulluk olgusuna, Varlık ve Zaman’dan Walter Benjamin’e kadar birçok konu, kişi, kavram, metin ve tarihsel-sosyal gerçek üstüne konuşmalar ve tartışmalar gerçekleştirdik. Ağırlık merkezimiz hem yönetim hem de katılım olarak genç kuşak, özellikle de üniversite öğrencileri. 450 kişinin katılım sağladığı bir topluluğa sahibiz.
Mevsimlik dergimiz birinci yılını kutluyor. İstanbul Grubumuz bir tartışma topluluğu olarak geçen yıldan beri etkin. Gelecekte “yaşam okulu” kurma gibi bir düşümüz var. Şu an ise disiplinlerarası bir gençlik buluşması olan Poedat Konferansı 2015’i hazırlıyoruz.
Poedat Konferansı 2015 hakkında bilgi verebilir misiniz?
Poedat Konferansı 2015, 4-6 Aralık’ta Studio-X Istanbul’da felsefeden sosyolojiye, psikolojiden antropolojiye, mimarlıktan ekolojiye, edebiyattan kültürel çalışmalara farklı disiplinlerin kesiştiği 10 alanda üniversite öğrencilerinden ve genç bağımsız araştırmacılardan bildiriler bekliyor. Bilginin yaratıcı bir biçimde erişilebilir kılınması ve toplumsal bir işlev tutması amacımızı çok kültürlü bir ortam ile taçlandırmayı arzuluyoruz; o nedenle konferansı değişik bireylere, kesimlere ve topluluklara çağrılar yaptığımız bir tanışma alanı olarak da kurguluyoruz. Yan etkinliklerin düzenlenmesi, katılımcıların odağa alındığı çalışmaların gerçekleştirilmesi, sosyal medyanın kamusal bilgi merkezine dönüştürülmesi ve İstanbullu olmayan katılımcıların İstanbullu katılımcılar tarafından ağırlanması gibi başlıklarla da konferansın yenilikçi yönünü öngörüyoruz.
Poedat Konferansı 2015’e katılım nasıl sağlanabilir?
Konferansa konuşmacı olarak katılmak isteyenler duyurduğumuz 10 bildiri alanını poedat.org/poedat-konferansi-2015 sayfasından inceleyip kendilerine en uygun düşen bildiri alanı için 15 Ekim’e kadar 300 sözcüklük bir bildiri özeti gönderebilirler. Yapılacak değerlendirme sonucunda kabul edilen bildiri özetlerinin sahiplerinden bildirilerin tam metnini isteyeceğiz. Konferansa dinleyici olarak katılmak isteyenlerin ise gelişmeler için Facebook etkinliğimizi takip etmelerini öneriyorum. Konferansla ilgili önerileri olanlara da bilgi@poedat.org adresinden açığız.
Konferansta LGBTİ araştırmaları üstüne de bildiri beklediğinizi belirtmişsiniz. Bildiri alanlarınıza LGBTİ araştırmalarını neden dâhil ettiniz?
LGBTİ, üstüne biyolojik ve antropolojik çalışmalar yapılabilecek bir alan, dahası, sosyolojik olarak da irdelenebilecek tarihsel bir dağarcığa sahip; söz konusu dağarcık Türkiye’nin sosyal dokusundaki kapalılık nedeniyle tanınmıyor, yeterince işlenemiyor, hak ettiği konuma ulaşamıyor. LGBTİ kimliğinin ve hareketinin bilinmesine ve bir değer olarak yükseltilmesine katkı sağlamak amacıyla bildiri alanlarından bir tanesini de LGBTİ araştırmaları dâhil olmak üzere bedensellik, cinsiyet, feminist dalgalar, kuir konularına ayırdık.
LGBTİ, ne yazık ki henüz fısıldanarak konuşulan gerçeklerden biri. Ancak son yıllarda LGBTİ bireylerin varlığı ve talepleri belirgin olmaya başladı. Konferans, LGBTİ bireylerin çoğunlukla yok sayıldığı bir coğrafyada bir bakıma onları ve onların umutlarını, kaygılarını, koşullarını öne çıkararak “Biz onlarlayız ve tanığız” diyor. O açıdan bildiri alanlarımızın içinde LGBTİ araştırmalarının yer almasını onlardan yana alınmış bir tutum sayıyoruz. Üstelik LGBTİ bireylere yönelik olumlu gelişmelerin sadece yurt dışında kalmasını istemedik ve LGBTİ araştırmalarını konferansın bildiri alanına koyarak yeni bir sayfanın Türkiye’de de açılmakta olduğunu herkese anımsatma amacını güttük.
Kolektifin çalışma ekibinde LGBTİ üyeler var mı? Etkinliklerinize LGBTİ bireyler katılım sağlıyor mu?
Kolektifin çalışma ekibinde kimliğini açıktan LGBTİ olarak tanımlayan bir dostumuz şimdiye kadar görev almamış olsa da etkinliklerimizde kimliklerini açıktan LGBTİ olarak tanımlayan katılımcılarımız oldu.
İnanıyoruz ki LGBTİ bireylerin kabulü ve haklarının teslim edilişi, herkesin durumu bildiği ancak hiçbir şey demediği, diken üstünde olmayı hissettiren bir suskunluktan değil, kimliklerinin ve yüzleştikleri sorunların olabildiğince dile döküldüğü bir açıklıktan geçiyor. O nedenle etkinliklerimizde LGBTİ bireyler için samimi bir ortam oluşturmaya özen gösterdik, zaman zaman deneyimledikleri duygusal ve toplumsal durumlar hakkında onlarla sohbet ettik, kolektifte Güvenli Bölge aracılığıyla korunduklarını her daim vurguladık.
Güvenli Bölge nedir? LGBTİ bireylere nasıl bir koruma sağlıyor?
Güvenli Bölge, tek bir cümleden oluşan, içini olabildiğince geniş tuttuğumuz bir ilke, olmazsa olmazımız: “Herkes ırkı, etnik kökeni, dili, biyolojik cinsiyeti, cinsel yönelimi, cinsiyet kimliği, fiziksel ve zihinsel özellikleri, yaşı, eğitim seviyesi, kültürel alışkanlıkları, toplumsal konumu, maddi durumu, inancı, politik düşünceleri, dünya görüşü ve yaşam biçimi ne olursa olsun kişiliği ölçüsünde hak ettiği saygıyı özgürlükçü ve barışçıl bir ortamda bulur.”
Güvenli Bölge, toplumsal dezavantaja sahip diğer kesimler gibi, LGBTİ bireyleri de koruyor. Aslında biz Güvenli Bölge’yi uygulamakla ek bir şey yapmıyoruz, zaten olması gerekeni, yani ayrımcılığa karşı sokaklarda, parklarda, okullarda, iş yerlerinde, hastanelerde, hapishanelerde, her türlü kamusal ve özel alanda sağlanması gereken asgari koruma pratiğini yerleşik kılmaya çabalıyoruz. Her etkinliğimizde Güvenli Bölge'yi açıklıyoruz ve tüm katılımcılarımızın ilkemize uymasını bekliyoruz. Çok az yaşanmış olsa da Güvenli Bölge'nin ihlal edildiği ya da ihlal edilmesine yakın olan durumlar oluştuğunda katılımcılarımızdan biri ya da birkaçı mutlaka Güvenli Bölge'yi anımsatıyor ve içinde bulunulan durumun neden Güvenli Bölge'yi ihlal ettiğini, kendisini ya da kendisi dışındaki kimseleri neden rahatsız edebileceğini bildiriyor. Ortamın olgunluğu ve Güvenli Bölge’nin içselleştirilmiş olması sayesinde ciddi bir sıkıntı yaşamadık. Güvenli Bölge'yi bilerek, isteyerek, ısrarla ihlal etme niyetini kolektiften çıkış nedeni sayıyoruz.
Çalışmalarınızda başarılar diliyoruz. Size ulaşmak isteyenler ne yapmalı?
Çok teşekkür ederiz. Bize ulaşmak isteyenler bilgi@poedat.org adresinden bize yazabilir, etkinlikler hakkında bilgi alabilir, konferansta gönüllü olmak ya da ekipte çalışmak için başvuruda bulunabilirler.

12 Temmuz 2015 Pazar

İstanbul LGBTİ Onur yürüyüşü'ne müdahale İngiltere'nin başkenti Londra’da protesto edildi

İstanbul’da homofobi ve transfobiye karşı düzenlenen 13. LGBTİ Onur Yürüyüşü’ne yönelik polis saldırısı Londra’da protesto edildi.
LGBTİ örgütlerinin düzenlediği eyleme Peter Tatchell Vakfı, Day-Mer ve Yeşiller Partisi Lideri Natalie Bennett’de destek verdi.
Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği önünde yapılan eylemde AKP Hükümetinin kendinden olmayan herkese saldırdığına dikkat çekildi.
‘Türkiye’de Devlet Şiddetine Karşı İstanbul LGBTİ Onur Yürüyüşüyle Dayanışıyoruz!’ başlığıyla eylemde organizatörler İstanbul valisinin keyfi olarak son anda yürüyüşü durdurmaya çalıştığını belirtti.
Eylemle ilgili açıklamada, yürüyüşün yapılacağı valiliğe aylar öncesinden bildirildiği ve Onur haftası komitesine öncesinden her hangi bir uyarının yapılmadığı belirtildi. Açıklama şöyle devam etti: ‘‘Yasağa dair önceden hiç bir bilgilendirme yapmadan, binlerce kişi Taksim alanına toplandıktan sonra keyfi ve mevzuata Aykırı bir şekilde son dakikada yasaklandığı anons edildi. Ramazan ayı bahane edilerek, polis binlerce kişiye, saldırdı.’’

Eyleme destek veren kurumlar:

Peter Tatchell Vakfı
Peter Tatchell Foundation
Londra Türk, Kürt, Kıbrıslı LGBTI Topluluğu
Turkish Kurdish Cypriot LGBTI Community in London
Nar UK (Kıbrıslı, Türk, Kürt Toplumu LGBTQ Ağı)
Nar UK (Cypriot, Turkish, Kurdish Community LGBTQ Network)
DAY-MER Türk ve Kürt Topluluk Merkezi
DAY-MER Turkish and Kurdish Community Centre
İslamofobi’ye karşı LGBTQIA
LGBTQIA Against Islamophobia
LGSM, Lezbiyen ve Gey Madenci Dayanışması
LGSM, Lesbians and Gay Men Support the Miners

Türkye Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks Birliği

10 Temmuz 2015 Cuma

Kemal Ördek’e yönelik saldırıya İHD'den kınama!

İHD, İnsan Hakları Derneği Kırmızı Şemsiye Derneği kurucularından Kemal Ördek‘e yönelik saldırı için kınama mesajı yayınladı. İşte İHD’nin yayınladığı o mesaj “Uzun yıllardan bu yana LGBTİ’ler ve seks işçilerinin maruz kaldıkları hak ihlallerini gündeme taşımanın derdiyle hak savunuculuğu yapıyorum. Bu yaşananları bilmediğimden değil yani, biliyorum ayrımcılığın, şiddetin ne demek olduğunu” Kemal Ördek Trans aktivist ve Kırmızı Şemsiye Derneği kurucularından Kemal Ördek‘in, Ankara’daki evinde tecavüze uğradığı ve gasp edildiği saldırganların ise mahkemeye çıkarılmadan serbest bırakıldığını büyük bir şaşkınlıkla öğrenmiş durumdayız. LGBTİ bireylerin genellikle toplumsal baskılar nedeniyle başlarına gelen saldırıları anlatmakta güçlük çektikleri bilinmektedir. Kemal Ördek kendisine yaşatılan bu insanlık dışı durumu yapmış olduğu açıklama ile kamuoyuna duyurmuş, LGBTİ bireylerin yaşadıkları ağır travmatik durumları ve ne yazık ki insanlığın/insanlığımızın ne halde olduğunu açık bir biçimde gözler önüne sermiştir. İnsan hakları aktivistleri olarak sevgili Kemal Ördek ve LGBTİ’lerin yanında olduğumuzu, hukuksal süreçleri takip edeceğimizi, saldırganları kınadığımızı ve yargı önünde cezalandırılmaları için her türlü çabayı göstereceğimizi belirtir, Türkiye’nin bir an önce nefret suçlarını düzenleyerek nefret saikiyle işlenen suçların cezalarını ağırlaştırmasını hükümetten bir kez daha talep ediyoruz.
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ

5 Temmuz 2015 Pazar

İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği Sitesi Hacklendi

İstanbul Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Trans Dayanışma Derneği web sitesi hacklendi. Hackerlar, istanbul-lgbtt.net site başlığına "O* Çocukları -- Hacked By Armania", Sitenin anasayfasına da O* Çocuğuyuz bizz Yeahh" ve "Ne hakla İstanbulun ortasında götünüzü başınızı açıp eylem yapıyorsunuz şerefsizler. Sizin gibi köpekler yüzünden kirleniyor bu topraklar." notu düştu.

28 Haziran 2015 Pazar

Turnusol Adam

Gecenin bir yarısı genç bir kızın bir grup adam tarafından taciz edilmesine şahit olan Ogün'ün bu tacize nasıl müdahale ettiğini ev arkadaşıyla paylaşmasını konu alan Turnusol Adam "Litmus Man" adlı kısa filmin yazarı ve yönetmeni ile konuştuk.



Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1992 Kayseri doğumluyum ama yıllardır Mersin'de yaşıyorum. Akdeniz Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölümü öğrencisi olmakla birlikte müzik ve sinemayla da yakından ilgileniyorum. "Karaya Oturan Deniz" kısa filminin konusunu yazıp, filmin yönetmen yardımcılığını yaptım . "Turnusol Adam" ise hem yazıp hem yönettiğim ilk kısa filmimdir.

Yazıp yönettiğiniz "Litmus Man" Turnusol Adam adlı kısa filmde geçen konu gerçekten yaşanmış mı yoksa hayal ürünü mü?

Bence simdiye kadar gerçekleşmiş olma ihtimali çok yüksek olan, hayal ürünüm.

Film'de anlatmak istediğiniz, dikkat çekmeye çalıştığınız konu nedir?

Dünyanın ve ne yazık ki ülkemizin genelinde; cesaret, sahiplenme, kahramanlık, güçlü kişilikli olmak gibi bazı karakter özellikleri, erkeklerin genel kişilik özellikleri olarak sunuluyor. Bence bu tip niteliklere sahip olmanın önceden belirlenmiş cinsiyet rolleriyle zerre alakası yok. Bu nitelikler sadece yürekli insanlarin sahip olabildikleri nitelikler. Bunu anlatmak istedim.

Filminizde gerçek bir trans bireyi oynatmayı düşündünüz mü?

Gerçek bir transı filmimde oynatmak istedim ne yazık ki tanıdığım trans bireylerin hiçbiri oyunculuğuna güvenmedi.

Filminizin adı neden Turnusol Adam?

Toplumda bir çok şey tek renk olarak lanse ediliyor. Tek tip. Fakat turnusol kağıdı farklı. Duruma göre mavi de oluyor kırmızı da. Yani illa mavi veya illa kırmızı olacak diye bir şey yok. Seçimi yapmak sana kalıyor. Tıpkı hayatımızdaki seçimlerde olması gerektiği gibi..

Neden filminizde argo kullandınız ?

İnsanlar arkadaşlarıyla muhabbet ederken daha doğal bir dil kullanırlar. Daha samimi ve doğal olacağını düşündüm.

Teşekkür Ederiz.

Stonewall Ayaklanmalarından Bugüne Onur Yürüyüşü

1969 yılı Haziran sonunda, ABD'de bazı LGBTİ'ler kendilerine uygulanan ayrımcılığa ve şiddete baş kaldırarak Stonewall adı verilen gay barda protestoya başladılar. Polisin baskıyla olayı kontrol altına almaya çalışması sonucu barın dışında da büyük bir kalabalık toplandı ve uzun süren çatışmalar yaşandı. Bu olay eşcinsellerin cinsel azınlıklara uygulanan baskı ve şiddete karşı toplu halde seslerini çıkardıkları ilk olaydı ve sonrasında gittikçe güçlenecek olan LGBTİ hareketlerinin de ilk kıvılcımı olarak kabul edildi.
Stonewall ayaklanmasının ilk yıldönümünde New York'ta ilk Onur Yürüyüşü düzenlendi. Oldukça kalabalık, coşkulu ve Stonewall Ayaklanması'nda omuz omuza yapılan direnişin verdiği dayanışmayla bu yürüyüş gerçekleştirildi.
İlk yürüyüşten sonra, dünyanın çeşitli ülkelerinde Onur Haftası kutlanmaya başlandı ve LGBTİ bireylere yönelik ayrımcılık, zorbalık, şiddet, dışlama ve istismar çeşitli etkinliklerle protesto edildi. Onur Haftası'nın Pazar gününe denk gelen son gününde yapılan yürüyüş ülkemizde de 2003 yılından beri gittikçe artan katılımcı sayısıyla gerçekleştirilmektedir.
Onur yürüyüşü bu yıl 28 Haziran saat 17:00'de Taksim Meydanı'nda başlayacak. LGBTİ'ler haklarını savunmak için hazır olduklarını bu yıl da gösterecekler.

22 Haziran 2015 Pazartesi

#OnurDuyuyoruz Hayrettin

Homofobik açıklamaları nedeniyle Yeni Şafak yazarı Hayrettin Karaman’a tepkilerin ardı arkası kesilmiyor. İşte o tepkilerden biri de eşcinsel blog yazarı Geylesof’tan geldi. İşte o yazı:
Gün geçmiyor ki insan haklarını ayaklar altına alan bir talihsiz açıklamaya daha tanık olmayalım…
Özgür düşünceden mahrum, akıl ve bilimden ise nasibini almamışların içine düştüğü bu ruh hâli, cahil cesareti şeklinde dillerine vuruyor olsa gerek ki bu günlerde çokça duyar olduk.
Elbette gönül isterdi ki öğrendikleri ve üzerine düşündüklerinin sayısı, konuştuklarının ve yazdıklarının sayısından fazla olsun. Ama “fıtrat”tan mıdır nedir? Bir türlü özgür düşüncenin bir parçası olmaları mümkün olmuyor. Onun yerine “gizli kabahat”lerinin ardına saklanan, kendi fikirlerini “ahlak” adı altında topluma empoze etmeye çalışan, “mutlu insanların yakasına nasıl yapışırız, mutsuzluğumuzu başkalarına da nasıl bulaştırırız” diye çırpınan bir zümre olup çıktılar.
Bu zümreye bir kişi daha katılmış veya hep oradaymış: Hayrettin.
Açıklamasında ne had bilmiş, ne de hak; saydırmış da saydırmış… “Ahlaksız” demiş, ardından hızını alamayıp önce nefretine destek bulmak için manevî değerleri suistimal etmeye çalışmış:
“Bu ülkenin düzeni laik, seküler, liberal demokrat vs. olabilir, ama kimse unutmasın ki halkımızın kahir çoğunluğu Müslümandır”
Ardından da -yine de canı sağ olsun- bizleri tehdit etmiş:
“Savaşı onlar başlatınca da görmeleri muhtemel olan tepkiden şikayet etmemeleri gerekir.”
Yazının tamamını buraya taşıyarak kimsenin sinirlerini harap etmek istemiyorum. Özetle demek istediği şu:
LGBTİ bireyler olarak var olma mücadelesi veremezsiniz! Onurlu olamazsınız! Sizlerin var olmasına izin vermeyiz! Sizlerin varlığı “toplumun ahlakına, geleneğine, kırmızı çizgilerine karşı savaş ilan etmek”tir.
Bir de sürekli “ahlaksızsınız” diyor onu zaten biliyorsunuz.
Şimdi gözünü dört aç ve iyi oku Hayrettin…
1- Bu ülkenin düzeni “laik, seküler, liberal demokrat” ise öyledir! Aması maması olmaz. Bunda bir anlaşalım. Yani “laikiz ama o kadar da laik olamayız” gibi bir şey devşirmeye kalkmayalım, o iş tutmaz.
2- Farz edelim ki bu ülkenin belli bir çoğunluğu Müslüman olmayı seçmiş olsun; bu yalnızca o kişilerin bireysel seçimidir, yaptıkları ibadet de günah da o bireyleri ilgilendirir.
Yani kişinin Müslüman olması başkalarının da Müslüman olmasını veya o dine uygun hareket etmesini gerektirmeyeceği gibi, Müslüman olsalar dahi başkalarının “kabahat”i de yine o kişiyi ilgilendirmez!
Diyeceğim o ki herkes kendi “kabahat”iyle ilgilensin, Hayrettin.
3- Ahlaksızlığı eğer iki insanın birbirini sevmesi olarak görüyorsan, bu kısmı daha da iyi oku:
Biz ahlaksızlığı;
İkiyüzlü davranmak, yalan söylemek, kendi çıkarın uğruna insanlarını aldatmak!
Senin insanın açken tok yatmak, senin insanın ağlarken gülmek, senin insanın yas tutarken kutlama yapmak!
Hakkın olmayana göz dikmek, zorla ve hileyle ona sahip olmak! Çalmak çırpmak, hırsızlık yapmak!
diye biliriz.
Yani sevgiye öyle ahlaksızlık filan denmez! Diyen varsa yukarıda saydığım “ahlak”ından şüphe ederiz; bu adam niye “ahlak”ı çarpıtıyor acaba diye?
Ayrıca Hayrettin, belli ki bilmiyorsun, ama sevgi içten gelir. İnsanlar kimi seveceğine karar veremezler ve bu yüzden de hiç kimse sevgisinden sorumlu değildir. Çünkü bu insanın “fıtrat”ı gereğidir! Her kim olursa olsun, sevmek ve sevilmek bir haktır!
Hatta sana bir şey diyeyim Hayrettin, yalnızca insanın değil doğadaki daha 450’ye yakın eşeyli canlının da fıtratı böyledir. Yani gayet doğadan olan, gayet doğal olan bir şey.
Soruyorum sana Hayrettin, penguenin de mi “imtihan”ıdır eşcinsellik? O da mı “kabahat”lidir?
Yanıt alacağımı sanmıyorum. Çünkü üzerine düşünmeyeceğini, asıl niyetinin insanların elinden mutluluğunu almak, onlara nefretle saldırmak, onları hedef göstermek olduğunu biliyorum.
Uzun lafın kısası:
Halkımızın kahir çoğunluğu Müslümandır, ama kimse unutmasın ki bu ülkenin düzeni laik, seküler, liberal demokrattır!
Eğer o yürüyüşte onurlu herhangi bir LGBTİ bireyin kılına dahi zarar gelirse, “görmeleri muhtemel olan tepkiden şikayet etmemeleri gerekir” diyenler sorumludur! Bu da böyle biline!
Sevgiler sana Hayrettin, daha çok sevgiler…
Dipnot: Haklarımızın yasal güvence altına alınmasını isteyen birinin de sana selamı var. ;)

13 Haziran 2015 Cumartesi

Sen Yoksan Bir Eksiğiz

Sarıgazi LGBTİ Topluluğu yöneticisi Devrim Kargın ile kısa bir söyleşi…
Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Öncelikle merhaba. Ben 22 yaşında transseksüel bir bireyim. İstanbul sarigazide oturmaktayım.
LGBTİ bir birey olduğunuzu ne zaman anladınız?
Ben 13 yaşında trans erkek bir birey olduğumu hissetmeye başladım.
Aileniz trans erkek olduğunuzu biliyor mu?
Ailem trans bir birey olduğumu şuan bilmiyor.
Anlatmayı düşünüyor musunuz?
Anlatmayı en yakın zamanda düşünüyorum. Şuan kendimi aileme nasıl aileme nasıl ifade edebileceğimin alt yapısını oluşturmaktayım.
Ne tür bir tepki vermelerini bekliyorsunuz?
Açıkcası nasıl bir tepki vereceklerini bilmiyorum , bu ailem için zor bir durum olacak alt yapımı ne kadar sağlamlaştırırsam onlara kendimi net bir biçimde anlatabileceğim.
Karşılaştığınız transfobik bir olay oldu mu?
Elbette her LGBTi bireylerinin homofobik yaklaşımlarla karşı karşıya kaldıklarını söyleyebiliriz. Benimde oldu böyle sorunlarım. Genel olarak sokaklarda, toplu taşıma araçlarında gözlerini kaçırmadan alay eden alaycı tavır sergileyen insanlarla karşılaşa biliyorum.
Facebook’ta Sarıgazi LGBTİ adlı topluluğun yöneticisisiniz. Neden böyle bir topluluk kurma gereksinimi duydunuz?
Ezilen bir toplum olarak duyarlılığı arttırmak, dayanışmayı büyütmek ve toplumun gözündeki var olan nefreti ve önyargıları kırmak için Sarigazi LGBTİ sayfasını kurduk.
Topluluğa ait Facebook Sayfası: http://facebook.com/sarigazilgbti
Söyleşi için Devrim Kargın’a teşekkür ederim.
Sen Yoksan Bir Eksiğiz

24 Mayıs 2015 Pazar

Birlik ve Dayanışmanın Önemi


Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transgender ve İnterseks kısa adıyla LGBTI bireylerine yönelik  önyargıları ve algıları kırmayı, dayanışmanın önemini, çok sesli yaşamın güzelliğini kitlelere duyurmayı ilke edinen Türkiye LGBTI Birliği Türk Gay Club öncülüğünde kuruldu.
Birlik; LGBTİ derneklerinin, grupların, sitelerin ve bireylerin arasındaki iletişimi ve dayanışmayı arttırma amacını taşıyor.
Eşcinsellik, aynı cins veya cinsiyetteki insanlar arasındaki romantik, cinsel çekim ya da cinsel davranıştır. Eşcinsellik, bir yönelim olarak “kişiyi ağırlıklı olarak ya da tümüyle kendisiyle aynı cinsiyette olan kişilere karşı romantik ya da cinsel çekim yaşamaya yönlendiren kalıcı kişisel nitelik” olarak ifade edilir.
LGBTI bireyler ülkemizde maalesef birçok yönden dezavantajlı konumda bulunuyor.  Ötekileştirilen, toplum tarafından dışlanan, mahalle baskılarına maruz kalan, nefret suçlarına katlanmak zorunda kalan, hatta zaman zaman insanların en temel hakkı olan “Yaşam Hakkı”nın ellerinden alınmasına varan şiddete maruz kalan LGBTI bireyler için dayanışma oldukça önem arz ediyor.
LGBTI bireylerin varoluşları hastalık, sapkınlık, günah, ahlaksızlık ve diğer olumsuz sıfatlarla tanımlanıyor. Bu durum da LGBTI bireylerin kimliklerini gizlemeye, olmadıkları biri gibi davranmaya ve depresyona itiyor. Oysa eşcinsellik tıp dünyasında bir hastalık değil, insan cinselliğinin olağan çeşitliliğinin bir görünümü olarak kabul ediliyor.
Ülkemizde ne yazık ki pek çok kesim tarafından halen "hastalık" olarak algılanan, LGBTI bireylerin aileleri tarafından dahi ciddi tepkiler görmesine neden olan eşcinsellik hususunda günümüzde hala göz ardı edilen "eşit, özgür ve normal yaşam" haklarından mahrum kalması bu konuda pek fazla adım atılmaması da bir dayanışmanın gerekliliğini ortaya koyuyor.
Ülkemizde eşcinsel ilişkiler yasak değil. Ancak LGBTI bireylerinin evlat edinmesine yahut evlenmesine yasal olarak imkan bulunmuyor. Ayrımcılığa karşı da yasal olarak herhangi bir yaptırım, kanun ya da yasa bulunmuyor.
Homofobinin ve trans bireylere karşı işlenen nefret suçlarının yaygın olduğu ülkemizde Türkiye LGBTI Birliği; derneklerin, grupların, bireylerin birlikte seslerinin daha gür çıkmasını ve eşcinsel hakları konusunda farkındalık yaratılmasını amaçlıyor.
Sadece LGBTI Dernek, Site veya Grupların üye olabildiği Türkiye LGBTI Birliği organizasyonunun web sitesinde dileyen LGTBI bireyler de yazılarını ve görüşlerini paylaşabiliyor.
Türkiye LGBTI Birliği’nin resmi sayfalarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz:
Türkiye LGBTI Birliği resmi web sitesi: lgbti.org
Facebook Sayfası: facebook.com/lgbti.org
Twiter: twitter.com/lgbtiorg

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Mehmet Atak İle Söyleşi

Türkiye LGBTİ Birliği'nden Burçin Mehmet Atak ile özel bir söyleşi gerçekleştirdi
İşte o söyleşi..
Bilmeyenler için.. Mehmet Atak kimdir?
İnsanım kendini tarifi epey zor, sıkı bir dış göz gerekiyor. Bilemedim.. Yaptığım iş oyunculuk ve yönetmenlik, ama bende işten epey öte. Kendime sanatçı demem, o tanımı TC’de sadece Beklan Algan ve Şahika Tekand için kullanırım tiyatro alanında. Tiyatroda hep kendi yolumu, sözümü, biçimimi aradım, arıyorum. Oyuncu olarak tiyatro dışında kısa ve uzun metraj filmlerde ve mini dizilerde de çalıştım. Çeşitli dönemler jazz club işletmeciliği, tv ve radyo programı sunuculuğu ve yapımcılığı, gazetecilik demek istemiyorum ama bazı dönemler düzenli gazete ve dergilerde yazdım, barmenlik, modellik, bahçıvanlık, badanacılık, garsonluk, cast yönetmenliği, basın ve halkla ilişkiler, seslendirme, dansçılık, senaristlik, rehberlik gibi bir dolu iş yaptım. Tiyatrodan uzak kaldığım ya da uzak kalmak zorunda kaldığım dönemler oldu. Önceleri çok zor gelirdi ya da geçici dönem olarak bakardım. Daha sonra şunu fark ettim, evet içimde bir boşluk taşıyorum ama ölmüyorum. Yani nefes almak, yemek, içmek, dışkılamak gibi değil, ölmüyorsun. Masal Pınarı: Devlet İnsanı Sadece Canını Alarak Öldürmez’de Işık Yenersu, Rüçhan Çalışkur, Şebnem Bozoklu, Ayça Damgacı, Yeşim Büber, Tilbe Saran, Ayşe Lebriz, Defne Halman, Ayşe Tunabaoylu, Akasya Aslıtürkmen, Ayten Uncuoğlu, Eylem Yıldız’la beraber oyuncularımdan biri de Esmeray’dı. Pınar Selek için Garaj İstanbul’da yarım sahnelemek zorunda kaldığım Masal Pınarı: Devlet İnsanı Sadece Canını Alarak Öldürmez’den sonra “son” demiştim “bir daha tiyatro yok”. Ama 5-6 sene sonra iki ayrı proje üzerine çalıştım, “Put Yapım Evleri” üzerine ciddi bir ekiple bir seneye yakın çalıştım ama yapımcı bütçeyi denkleştiremedi. Sonra Merheba’yı teklif ettiler, bana dokunan şeyler buldum. Re-write ve konsepte çalışmaya başladım. Sıfır bütçeye rağmen sahnelendi. Nasip.
Neden tiyatroyu seçtiniz?
Aslında ilk tiyatro değildi kafamdaki. Çok çocukken Franco Nero’nun Güney Amerika’da falan geçen macera filmleri vardı çok severdim ve Franco Nero’yu bir meslek zannedip “büyüyünce ne olacaksın?” diyenlere “Franco Nero” derdim. Futbol, resim, atletizm, siyaset, sosyoloji, antropoloji, felsefe, sinema, tarım vb bir dolu branşa ilgi duydum, küçük çapta denemeler yaptım. Oyunculuk ilk devrin siyah-beyaz TRT’sinde Igmar Bergman filmleri gösterildiğinde içime düştü. Yedinci Mühür, Sessizlik, Yaban Çilekleri, Kutsal Bakire Kaynağı… Çok küçüktüm, mümkünmüş gibi “oyuncu olacağım ve sadece Igmar Bergman filmlerinde oynayacağım” derdim. Tiyatro oyunculuğu ise içime ilk İzmir’de Müşfik Kenter’i seyrettiğimde düştü. Hatta bir kez Sevgi Hanım (Sanlı) bir oyun için “bu rolde ilk kez Müşfik’ten sonra birini beğendim” dediğinde uçmuştum. Ego ne berbat, ne sahte bir şey. Hadsizce sevinmiştim oysa seneler sonra o rolü o dönem ne kadar yanlış, eksik, abartılı oynamış olduğumu düşünüyorum. Ben ölümle epey barışık bir insanım, mecazi ya da reel ölümsüzlük tamahım yoktur. Hatta bir dönem kalıcı diye yazı yazmayı bile bırakmıştım. Yani belki de burada ve şimdi olduğu, geriye kalmayacağı için tiyatroyu çok sevdim. Bir de tiyatro temas, temas çok çok önemli. Temas etmeden ezberlerimiz çatlatamaz, empati kuramayız.
Sahne sizin için ne ifade ediyor?
Dediğim gibi tiyatro yapmayınca ölmüyorsunuz. Ama dilerim hayatımın tüm algı değişimlerinde beraber oluruz. Tabii belki bir gün gelir bu yol arkadaşlığı fenaya gider, tiyatro beni ya da ben tiyatroyu bırakırım, yollarımız ayrılır. Ben önce başladığım oyunculuğu ve yönetmenliği hiç kıyaslayamadım. Belki ilk göz ağrılığından oyunculukla duygusal ilişkim daha fazla ama hiç hangisini daha çok sevdiğimi ayıramadım. Birbiriyle teması olsa da çok farklı iki şey. Sahnede olmakla tuhaf bir bağım var. Ben bir oyun çalışmaya başladığımda tek kanallı olurum, yemek yerken, biriyle konuşurken hep aklımda oyun vardır, o süreçte oyunla yatıp oyunla kalkarım. Oyun dışından yanımdaki insanlar için tahammül fersah oluyorum herhalde. .
Tiyatro dışında neler yapıyorsunuz?
Bazı yerlerde “aktivist” titri yüklüyorlar, çok rahatsız oluyorum. Çünkü her insan aktivisttir, vicadanımıza, hayatımıza dokunan şeylere tepki veririz. Pek çok hak arama kampanyası başlattım, içinde çalıştım. İlk başlattığım dönemin Express dergisinde öldürülen gazeteci arkadaşım Metin Göktepe öldürüldüğünde Plaza de Mayo Annelerinden esinle “Never Forget, Never Forgive” diye bir kampanya idi, ardından Küçük İskender’in kitabının yasaklanmasına karşı bir kampanya. Cumartesi Anneleri’nin ikinci dönemini İHD içinde Leman Yurtsever’le beraber başlattık. Üç buçuk seneden fazla gönüllü Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon’da çalıştım. TMK Mağduru Çocuklar için Adalet Çağırıcıları, Kolluğun Öldürdüğü Kürt Çocuklar için Bir Göz De Sen Ol, Yargı Mağdurları için Adalet Çağırıcıları, TC BM Zorla Kaybedilmeye Karşı Sözleşmeyi İmzala gibi kampanyalar başlattım. Keza bireysel hak ihlallari için de cirmim kadar epey kampanya başlattım. Defalarca TCK 318’den (Halkı Askerlikten Soğutmak) yargılandım, sezeryansız doğum yapmış üç kadını çocuklarını asker değil bebek olarak doğurdukları tanığı olarak mahkemeye çıkardığım akıllara seza “Herkes Bebek doğar” davası bunların biriydi. Hala anlamıyorum, üstelik mevcut Anayasa’ya bile aykırı olduğu halde “Halkı askerlijten Soğutmak” diye bir suç tanımı olabilir? O zaman Halkı Dansözlüktan Soğutmak, Halkı İmamlıktan Soğutmak gibi suç tanımlar da olsun bari… Biliyormusunuz Askerlik Kanunu tek başına Anauasa’ya göre suçtur, ayrımcılık suçu işler: “Vatandaşlık görevi” diye bir yanım vardır bu kanunda, o zaman kadınları, heroseksüel olmayan erkekleri ve fiziki engelli erkekleri otomatikman “vatandaş değil” olarak tanımlamış olursunuz. Seneler öce KAOS GL’nin Homofobiye Karşı Çağrı’sını imzalamış az sayıda insandan biriydim. Daha sonra yargı yoluyla Lambdaistanbul’u, derneğin ismindeki ve tüzüğündeki lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transeksüel kelimelerinin “hukuka, genel ahlaka ve Türk aile yapısına” aykırı olduğu gerekçesiyle kapatmaya kalktıklarında da destek imzacılarından biriydim. Her an haldır haldır bir şeyler yapmaya çalışıyormuşum gibi bir intiba oluşacak. Değil tembellik ederim bol bol, hayal kurarım, bitki yetiştiririm, su aygırı biriktirim, müzik dinlerim, televizyonda film seyrederim, yemek yaparım, sevgilim ve arkadaşlarımla birebir zaman geçiririm. Eskiden seyahat de ederdim ama artık canım istemiyor, ihtiyarladım herhalde.
Türkiye denince aklınıza gelen ilk şey?
Militarizm… TC baştan militarist kurulmuş bir devlet. Eğitimden çalışmaya, sağlıktan cinselliğe TC’de herşey militarist örgütlenmiş. Sevin Okyay’ın çok sevdiğim bir lafı vardır “Askeriye militarizmin son ütüsünün yapıldığı yerdir” diye. Gündelik hayattaki militarizmi fark etmeden, militarizmin alanını ordudan ibaret gördüğümüzde de hiç bir şey değişmeyecek. Askerlikte sahiden de heteroseksüel ya da heteroseksüel taklidi yapan erkek insanların militarizasyonun son ütüsü yapılır. Üstünde olduğunu söylenene şartsız ittat, altında olduğu söylenenenin şatsız itaatini bekleme. Sözüm ona sivil hayata çıkınca da patronuna, devlet görevlisine vb itaat ederken, karısının, sevgilisinin, kardeşinin, çocuğunun, çalışanının vb’nin şartsız itaatini bekler. bu olmayınca da onu cezalandırmayı hakkı görür, normal kabul eder. Bu kadın cinayetlerine, nefret cinayetlerine dayanır.
LGBTİ birey misiniz?
Şu an için hayır. ama ömür denilen süreç önceden kestirilebilen bir şey değildir. Bazı ezberlerimi kırmadan önceki dönem olsa doğrudan “hayır” derdim ama yarın kendi cinsiyetimizden birine şahsi alaka duymayacağınızın garantisini kim verebilir? Bugün kadınlık, erkeklik, eşcinsellik vb nin %99’unun o cinsiyet ya da o cinsel yönelimle alakası yok. Davranışlardan, kılık kıyafete, dile, yapılan işlere hepsi sistemin empoze ettiği roller, daha kolay yönetmek için tektipleştirmeleri. Militarizm ve ataerki fonatik alfabeden, ihtiyaç fazlasının biriktirilmesi, bunun güvenliğinin sağlanması, kentleşme, yöneticiler, iş bölümlerinden beri, soy üzerinden sahte ölümsüzlük tamahından beri iç içe geçmiş iki kaşık gibi özenle inşa edilmiştir ve inşaı devam eder. Ve maalesef bununla malul olanlar sadece erkekler ve heteroseksüeller değildir. Ben “ebeveyn suçludur” derim, dünyaya iradesi dışında bir insan getirdiği için. Benim haberdar olduğum bir çocuğum yok, yol kazalarından da hep dünyaya gelmeden kurtulduk. Ama bir gün bilinçli ya da bilinçsiz bir kaza olursa. İnşallah olmaz. Ben çocuğumun cinsel yönelimiyle alakadar olmam, gelip kendi anlatmazsa sormam bile, beni alakadar edecek olan onun nasıl bir insan olacağıdır.
LGBTİ denince aklınıza gelen ilk şey?
Epey bir zamandır beni insanların cinsiyetleri, cinsel yönelimleri, ırkları, dinleri, milliyetleri, iktisadi sınıfları, eğitimleri, meslekleri vb hiç alakadar etmiyor, o insan alakadar ediyor. Belki de aidiyet siyasetlerini çok tehlikeli gördüğümdendir. Bir dönem televizyonda Gülsüm Ekinci’yle Ötekileştir-Me adlı bir program yapıyorduk, her hafta bir ötkileştirme grubunu alıyor ve konukların birini farklı bir ötekileştirme grubundan davet ediyordu. Ve hiç istisnasız ötekileştirilenlerin başka ötekileştirmelerde nasıl egemen ötekileştiemelere eklemlendiğine şahit olduk. John Mack’in “kurbanın(mağdurun faşizmi diye bir tanımı vardır, mağduriyetinizle narsistik bir empati kurarsanız, onu merkeze yerleştirirseniz bir hiyerarşi oluşturur diğer mağduriyetleri ya da az önemli görür ya da hiç görmezsiniz. Ben insanlara şahsi sorular sormam, mahremlerine girmek gibi gelir bu, hicap duyarım. Mesela Manhattan’da ikamet ettiğin dönem roomadelerimin biri, bir sohpette kendi söyleyince eşcinsel olduğunu öğrenmiştim. Daha önce aklıma bile gelmemişti. Tanıdığım pek çok kişi içinde gecerli bu, cinsel yönelimlerini bilmem, merak etmem, sormam. O insanla ilişkim önemlidir. Paylaşmak isteyip söylemişse bilirim ancak. Açık eşcinsel oldukları için bir mahsuru olmayacağı saikiyle Mehmet Sander, Kutluğ Ataman, Kürşad Kahramanoğlu, Ceyhan Fırat Hızal, Hülya Tarman, Yasemin Öz, Ziya Yoğtu, Ali Erol, Esmeray, Adar Bozbay gibi sevdiğim pek çok LGBTİ arkadaşım var ama arkadaşlığımızda cinsel yönelimlerinin bir rolü yok.
Bir LGBTİ bireyi oynamak ister misiniz?
Tabii çok isterim. Ama Türk sinema ve dizilerinde genellikle gördüğümüz sahte eşcinsel ya da travesti karikatürü bir rol teklif edilirse kabul etmem. Ama seveceğim sahici bir karakter olursa, altından kalkabileceğime de inanırsam çok isterim. Sıkı bir çiftçi pazarı egzersizi, derin bir kazı, ses ve vücut ritmi araştırmaları, onları refleksivleştirecek trainingler… Bir rolün altından kalkabilmek ve bunu yapıp yapamayacağınızı kestirmek önemli. Şu değil mesela ben hemen her provanın bir dönemi “ben bu rolün altından kalkamayacağım, beceremiyeceğim” triplerine girerim, bu bence arama sürecinin tabii semptomlarından ama bir de oyunculuktaki burada ve şimdinizle çepberleri hiç çakışmayacak roller vardır, bunu sezebilmek önemli, yoksa içine edersiniz rolün. Orhan Oğuz, Cemal Şan’ın senaryosundan Dönersen Islık Çal’ı çekeceğinde pek çok oyuncuyla görüşmüşlerdi, biri de bendim ama Fikret’i (Kuşkan) tercih ettiler, o oynadı. Aslı’nın (Öngören) yazdığı Yel Mi Değirmen Mi adlı çok güzel bir oyun vardır, oradaki travesti karaktere talip olmuştum seneler önce ama Aslı’nın kafasında başka bir oyuncu vardı. Mehmet Murat Somer’in ana karakteri travesti bir dedektif olan bir polisiye roman dizisi vardır, onların bazılarında yan karakterlerden biri olan varoştan geçkin bir travesti vardır, bu film olsa ve o rolü oynasam demişimdir. Kutluğ (Ataman) Lola ve Billy The Kid’i ilk yazdığında beni düşünüyordu, ama on küsur sene sonra çekebildi, ben artık fazla kartlamıştım o rol için Baki Davrak oynadı. Xavier Dolan’ın Heartbeats, I Killed My Mother gibi hoş filmleri vardır ama tabii yaş olarak benim oynayabileceğim roller değil.Mesela John Hurt’un oynadığı Partners’teki rol. Oyunculukta idolünüz kim derler ya, benim büyülendiğim oyuncu da John Hurt’dür. Kevin Spacey’in çok iyi oynadığı eşcinsel karakterler vardır. The Adventures of Priscilla, Queen of the Desert’da Terence Stamp’in oynadığı rol müthiştir. Amerika’da Hedwig and The Angry Inch adlı etkileyici bir müzikal seyretmiştim. TC’ye döndüğümde Sumru’ya (Yavrucuk) “Babylon gibi bir yerde küçük bir orkestrayla oynasana bunu” demiştim. Sumru çok yetenekli ve çalışkan bir oyuncudur hemen araştırdı ama “o rolü bir erkek oynamalı” demişti. Seneler sonra maalesef ben seyredemedim ama müthiş bir travesti rolü oynadığını okudum. Nedim’e de (Saban) yine Amerikada seyrettiğim ve onun tiyatrosuna uyacağını düşündüğüm LGBTİ temalı bir müzikli oyun teklif etmiştim ama alakasına celp etmedi zannederim, yapmadı. Mesela Yeşim’in (Dorman) seneler önce yazdığı bunamış bir Kenan Evren ile polisten kaçan bir grup travestinin karakterlerini oluşturduğu 12 Eylül Darbesi üzerine müthiş bir kara komedi vardır. Yeşim, Ankara’da çok önce LGBTİ bir ekiple sahnelemeyi de denemiş ama olmamıştı, tanıdığım-tanıştığım tiyatroyla ilgilenen travestilere hala söylerim ama el atan olmadı. Nahit Sırrı Örik’in son seneleri bir oyun ya da film olsa oynamayı çok isterim. Ben de epey önce Nahit Sırrı’ya el atmıştım. Eski bir apartman dairesinde, ötekileştirilmiş ihtiyar bir adam, ortak fail özünde kendisi olan oyun karakterlerinin hayaletleriyle başbaşa kalmıştır… diyaloglarını Selim İleri’nin yazmasını istiyordum. Hatta ismi bile belliydi: Öğleden Sonra Gece Yarısı. Ama olmadı, nasip değilmiş. Proje çöplüğüme düştü. Dediğim gibi ben teşneyim, yeter ki sahici bir LGBTİ rolü teklif edilsin.
Tiyatroculuk yeteneği olan ve Tiyatro oyuncusu olmayı düşünen LGBTİ bireylere tavsiyeleriniz?
Haşa tavsiye ne haddime. ama oyunculuk, reji ya da başka bir unsurunda tiyatro yapmak isteyen tüm genç insanlara ben tiyatrodaki alanlarında , cinsel yönelimlerini bir yana bırakıp, bir dolu teknikle tanışmalarını, kendi öznel tiyatro dünyalarını kurma düşü kurmalarını, diğer sanatlarla ve dünyada olup biten her şeyle, insanla alakadar olmalarını teklif ederim naçizane. Türcülkük olmasın sadece insanla değil tüm canlılarla…Her hangi bir nedenle kendi söylememişse, ben bugüne kadar tiyatroda çalıştığım insanların cinsel yönelimlerini bilmem mesela.
Tasarlayıp, yönettiğiniz son oynunuz Merhaba’dan biraz bahsedermisiniz?
Merheba baştan benin projem değil. Destar Tiyatronun iki kurucusundan biri olan Mirza Metin’in Galisyalı yazar Sechu Sende’nin Rüyalarında Bile dilimi Kaybetmeyeceğim kitabından genç yazarlara uyarlattığı bir konseptin ilk oyunu. İkincisini Aslı Öngören yönetti, üçüncü e dördüncüyü de Ayşenil Şamlıoğlu ve Orhan Alkaya yönetecek. Mirza ve Berfin (Zenderlioğlu) teklif getirdikleride, ki Reşe Şewe, Gor, Disco 5nolu gibi oyunlarını, tiyatro yolcukları sevdiğim bir grup ve sevdiğim insanlar olduğundan “meselem olacak, temas edeceğim bir oyun çıkar ve re-write yapmam sizin için ilkesel problem değilse evet” demiştim. Sıfır bütçeyle ve kimisi Sevin Okyay, Nalan Özübek, Aslı Erdoğan, Gülsüm Ekinci, Fatmagül Berktay, Kamer Yıldız, Çetin Ok, Yazı Köz, Güler Kazmacı, Suzan Kardeş, Kawa Nemir gibi önceden tanıdığım, kimisi Merheba serüveninde tanıştığım Erdem Kaynarca, Nagihan Gürkan, Burcu Eken, Martha Montecevhi, Can Bora, Adar Bozbay, Ahmet Aslan, Şirin Pancaroğlu, Hilal Polat, Felat Erkozan, Sadin Yeşiltaş, Alan Ciwan, İrfan Güler, Pepa Baamonde, Gonca Gümüşayak, Emrah Hamşioğlu, Vakvak Kardeş, Cihan Güngör gibi kırktan fazla insanın temasıyla ortaya çıktı Merheba. Sande’nin hikayeleri ana dil hakkı üzerineydi. TC’de Kürtçe, Ermenice, Rumca, İbranice, Zazaca, Çerkez dilleri vbnin kamusal alanda yasaklı olması gibi, İspanya’da da Franco diktatörlüğünün sonuna kadar Baskça, Katalanca, Galisyanca yasaklıymış. Beni egemen dilin tahakkümü kadar, tüm dillerin eril ve militarist inşaı, her dilin kendini merkeze aldığında faşistleşmesi de ilgilendiriyordu. Re-write’da bunu öne aldık. Bir de anlattığı kadar, nasıl anlattığı da önemli benim için tiyatronun. Bir kere Bonapartist, Stalinist ya da Jakobenist bir tavırla, Aydınlanmanın modernist hastalığıyla öğreten olmamalı tiyatro benim için. Simülasyon sürecinde bir temas, dertleşme, her seyreden insanın kendi meşrebi ve biyografisiyle yegane alakalar kurabileceği olmalı. Tiyatro serüvenimin son döneminde lineardan, klasik piyesten ve onun sahnelenme alışkanlığından gittikçe daha ihtimamla kaçıyorum, Roland Barthes’ın yazının dikeyliği dediği gibi bir tiyatro dili, kurgusu peşindeyim. Deleuze ve Guattari’nin “minor edebiyat” dediğinin bir tarz tiyatro hısımı. Burada kastedilen minor bir dilde edebiyat değil, korkunç yabancılaşma içinde, ona karşı kendini “öteki” olarak inşa eden bir edebiyat, tiyatro. Post-modern ertesinin tiyatrosu. Metin ya da oyuncunun başat unsur olmadığı, genelde destek unsuru kabul ettirilmiş unsurların bazen tek başına sahneyi sırlandığı bir tiyatro karanlıkta, bir ışıkta ya da br enstalasyonda oyuncu ya da söz olmadan sadece müziğin tek başına sahnede kalabildiği mesela. Ocak başından beri sahneleniyor, son gösteri 28 Mayıs’ta Şermola Peformans’ta. Seneye devam eder mi? İspanya, Finlandiya, Danimarka, İsveç gibi bazı ülkelerden ön çağrılar geldi ama gidebilir mi? Başka şehirlere turne yapar mı? Bunları bilmiyorum. Bir de şunu ekleyeyim, Merheba’dan kısa süre önce çok sevdiğim arkadaşlarımdan Kenan Işık bir kaza geçirip bizim algı düzlemimizden çıkmıştı. Ben, Merheba’ya başlarken, “bu oyun meşrebimce Kenan’a bir dua olsun” demiştim, bu duygum oyun boyunca devam etti, bitimine kadar da devam edecek.
Merhaba adlı oyundan sonra sahnelemeyi düşündüğünüz, sahneleyeceğiniz oyun var mı?
Şu an Esra Alkan’ın yürütücü yapımcılığında iki ayrı ekiple iki proje üzerinde çalışıyoruz. Şimdilik ismi “aslında…? / Kadın Kırımı” olanı Aslı Erdoğan, Hande Çayır, Melisa Vittek, Burcu Eken, Gülsüm Ekinci ve Martha Montecevhi ile, şimdilik ismi “Mutfak Diyalogları” ya da “Mutfak Sohbetleri” olanı ise Derem Çıray, Nevin Cangür ve Sevin Okyay’la çalışıyoruz. İlki Aslı Erdoğan edebiyatıyla içiçe, liearı iyice kıracak, farklı görsel unsurlar, tiyatro dilleri, kakofonik koralar deneneceği, Aslı Erdoğan’ın da performansçı ve oyunun bir bölümünde yazar kimliğiyle interaktif yer alacağı, alternatif bir sahnede ayda bir oynanacak bir oyun. Ayrıca Aslı’nın kitaplarının basıldığı 23 ülkeye de oradaki yayın evleri aracılığıyla gidilebilir belki. İkincisi Zorlu gibi büyük konvensiyonal bir sahne için uyarlanan, Serra Yılmaz üzerine kurduğumuz, her performasta sahnede yemek pişirilecek bir oyun. Daha pek çok özelliği olacak ama şimdiden söylemeyeyim, olur olur a birileri daha önce bir oyunda kullanır, sürprizi kaçar vaz geçmek zorunda kalırız. Ve tabii neticede nasip, yarın ölmeyeceğimin bir garantisi yok.
Mehmet Atak‘a teşekkür ederiz.
Türkiye LGBTİ Birliği
http://lgbti.org